tek moron ya

ya şimdi dertleşmek değil ki maksadım…
kızgınım,

…….?
ne ?
ne bakıyorsun dik dik?
yaw adam ilim irfan diyor,
yok trajım 1000.000 oldu diyor seviniyorsun.
sonra kültür seviyesi iyi ekip sağlam..
eee duyuyoruz ki
birleştirme iddiası olan bir yapımda,
darmadağın kafa…

…….
bakma öleee
ben inanmıyorum saf iyilik ilkelerine…
masumiyete de..
elinde gül var diye kimse gül kokmaz…
yaw adam bi önüne arkasına bakar…
mum ışığında gölge oynatacam derken,
yok, kendine zati dilleri ulaşamaz da namına dil uzatmak…
şövalyelik er işi.biz her ere boyun eğmedik ki…
bizim elimizi tutan yüreğimizi tutandır…
ula sana mı kaldı senin diline mi….
tek olma iddiası
senden başkasını hakaretle silme iddiası mı?
şövalye beyefendi diye
mi bu cesaret…
hani seni adam yerine zati komaz da…
bari sen adam yerine koy kendini…

ya itim kızgınım
biliyorum başını ağrıtıyorum…
ama bozuluyorum arada…

seyda dedin mi,
hele gavs dedin mi,şövalye olana diz çökmek düşer
ayakta kalan edebsizdir…
e biliyorlar sadakatimiz kıpırdatmaz bizi…
zaten dil uzatmak da .fevri hareket de çiğ olanın hakkı…
bizim bu yolda altımız üstümüze kaç kere geldi….
…….
noldu boş boş bakıyon…
biliyorum kızıyorsun
ama işte senin kadar değil bazılarının aklı…uyuyan

Yayınlandı:  on Nisan 4, 2009 at 3:02 pm Yorumlar (2)

kır çiçekleri

sırılsıklam ıslanmış
çaresiz ve solgunsun
dağlar çağırırken şimdi
boyun eğmiş suskunsun

yılmaz kızı dağların
reyhan mı küheylan mı
hırçınlığın yorulmuş
hangi dağa küskünsün

en savurgan rüzgarlar
göğsüne vuruyorken
sinmeyen hoyratlığın
yıkılınca şaşkınsın..

bir sinek bir kartalı
kaldırmış vurmuş yere
derlerdi inanmazdım
gözüme toz kaçtı
şaşkınım……

Yayınlandı:  on Nisan 3, 2009 at 10:54 pm Yorumlar (2)

bismillah

saat 2 ye geliyor..
bu boyutdaki yolculuğumuz bu gün bu kadar .
sabaha dinç çıkmak nasipse
uyumak şart.
annemi yaratan rabbimin
şefkatine kıvrılmak zamanıdır.
huzur….
huzuuur.
sığındım karanlığın şerrinden
aydınlığın rabbine.
sğındım rabbime.
bismillahh
…..

Yayınlandı:  on Nisan 1, 2009 at 10:50 pm Yorum Yapın

arkadaşıma

Arkadaşıma.
.
Bir şövalye ata sözü yoldan giden yorulmaz der

Belki biz yolda yorduk kendimizi ne dersin.

.Bu ağır duman bu vadiye nasıl çöktü.

Neden çok uzaklardan haberimiz var da önümüzü göremeyecek haldeyiz.

Neden bunca başarılı şövalye ortada dururken

Biz sefil haldeyiz

Neden ıstırabımızı dindirecek bir çeşme başında konaklayamadık…

Bunlar düşündüm durdum bu günkü yol boyunca…

Anladım ki biz yolumuzu çok dolaştırdık.

Her şey edebin basitliğinde

Tabi olmanın kolaylığında idi.

Biz şövalye ruhlular çok öteleri kavrayabilecek yaratılışta olduğumuzdan

Adım adım yaklaşmak bunalttı bizi…

Her şey aceleyle ele geçsin ve şatoya ulaşıp ulu sultana bende olalım istedik.

Ama hayal ulaşsa da vücut yol almak istiyor. üzerimizde ağır bulaşmışlıklar var ve bunlardan

sıyrılmak ancak terlemekle mümkün ve bu terlerle atılabilecek bir şey.

Biz şövalyelere verilen bu uzağı görebilme gücü yola ivedi çıkmamız içindi…

Bunaltılarımız biraz da bundan.yücelere hasretken aşağılarda kalmak ağrımıza gidiyor..

biz düşünebiliyorsak ulaştık sandık.

Ama değil.

Sefiller gibi ölmemek için.

Asiller gibi yol almak gerek

Basitçe günlük yol

Dağdağasız

Her şövalyenin aşması gereken en büyük sorun benliğidir..

İçimizdeki ulaşılamaz güç bizi bende olmamaya zorluyor…

Bizden önceki bir çok kişi bu ilahlık hastalığından telef olmuş ve şövalyeler tarihinde adları

yüz karasına çıkmış

Zira onlar karanlık güçle işbirliği yaptılar…

Gayet sade bir şövalye edasıyla

Yere diz çökmek

Ulu sultana her an bendeliğimizi susuzluğumuzu yürek yangınımızı açmak ve o ırmaklar

şahının içimize serinliğini doldurmasını beklemek..

Belki işin aslı

Acziyeti itiraf

Yol onun varlık onun gerisi hep angarya…….

Yayınlandı:  on at 7:37 pm Yorum Yapın

Araçlar ‹ Diğer Boyut Şövalyesi — WordPress

giderken

sabah erken geçtim sokaklarınızdan.

Ne siz duydunuz.

Ne köpekleriniz.

 

Seher vakti uykudaydınız.

Duymadınız bülbüllerin

Benle konuşmasını,

Her sabah yalnız kendimize şarkılarımız,

Güzellerin şakıması

Yalandan ibaret,dediler

Havayı delen şarkı saati

Hepsinin gözleri çapaklı,

 

Sokaklarınızdan geçtim

uykudaydı köpekleriniz.

Kıvrılmışlardı pabuçluklara

Duymadınız ayak seslerimi.

 

Ziyan oldu sizi dinlesin diye

Seher vakitlerinde öten

Bülbüllerin ömürleri

Bir insan yüzü görmeden

Seher vakitlerinde ötmekten

Öldüler.

 

Sokaklarınızdan geçtim.

Akşam vakitlerinde

Sevgililerin aşk sözleri

Seher taşımıyor yüreklere.

Sabahın dirilten çiselerinde

Yıkanmadı hiçbir sevgili yüzü

 

Siz sefil yoksullar

Şimdi  yel değirmenleri gibi

Dönün durun yalandan,

Sevgi tepelerinde.

 

Hiç biriniz görmediniz sabah esen rüzgarı

Göğüs boşluğunuza

Çektiğiniz kükürt dumanı size çok bile.

….

 

 

Yayınlandı:  on Mart 31, 2009 at 8:36 pm Yorum Yapın

şövalye yürüyüşü

Şövalye yürüyüşü

 

Efendi, sakin ve dimdik

Dağlar kadar,yüce

Dağlar kadar pervasız

Ve dağlarda şimdik

muhsin abiye

allahtan rahmet dileriz

Yayınlandı:  on Mart 27, 2009 at 8:18 pm Yorumlar (4)

nazar ber kadem

mavi-tepeler

Aldırmadık

boyumuzun kısalığına

İçimiz ürperse de

Çekmedik geriye adımlarımızı,

Bir adım önümüzde olmaktı sadece istediğmiz

Sadece kendimizi ,boysuzluğumuz

Geçebilmekti aradığımız

 

Adımlarımız vadiye düştüğünde,

Tek hayalimiz devin sarayındaki

Simsiyah örgülü saçlarıyla

Kurtarılmayı bekleyen,sevilmeye hasret

Bir kır çiçeğini,

Layık olduğu yere

Tam  göğsümüzün orta yerine dikmekti.

Ona bakacaktık sabahın akşamın

Koklayacaktık

Sulayan gözyaşlarımız içimizde onu büyütecekti.

O biz olacaktık,

O bizim

Herkesin içinde

Yalnız onunla koklaşacaktık.

Kimse bilmeden

En ücralarda onu arayacak ona şarkılar söyleyecektik.

Bakarken anlamsız yüzlere.

Onu giydirecektik sevdiklerimize

Sarmadan  onu saracaktık sarılmadan onu.

 

Sadece kendimize bilmekti

Aramaya çıktığımız

Siyah saçlarıyla bizi bekleyen devin sarayındaki esir çiçek.

Devin azgınlığı yolun suskunluğu cazibesizliği mi cezp etti bizi ki

Dışa açılan pencerelerin

Cazibesi tantanası hohohahası mıydı iten bizi

Bir hayal azdırdı ki bizi

Sustuğunda içimize sızan

Konuştuğunda akan şırıl şırıl.

Ne ararsak onu aradık

Hep içimizde

Kendmizi bulmaktı

Biz aşıklarıydık müzmince

Kendilerimizin

Başka sevgililer avuntulardı

Aralarda.

Yükümlülüklerdi

Kendimize yük değildik sadece

Bir şey de istemiyorduk kendimizden

En iyi bizle anlaşıyorduk

En çok sevdiğimiz bizdik.

Hiç sormadık

Devin sarayında kurtarılmayı bekleyen sevgiliye layık mıyız diye

 Bizi neden sevmesindi ki o bizi beklemiyor muydu milyonlarca yıldır

Atılıverecekti görüverince, tokmağı adam başı kadar, 40 arşınlık kapıdan dalı verince

Neden atılmasındı biz çok sevgiliydik ya

Hiç sormadık fikrini 

Devin sarayında kurtarılmayı bekleyen sevgiliye

bizi sever mi diye

………………..

yorgunuz.

Aldığımız yolun azlığı

Elegeçenin

Hoyratlığı, sessizliği,

Uğruna onca katlandığımız yorgunluğa rağmen

Umursamazlığından

Bıkkınız.

Tekrar yola çıkamayacak kadar.

Yüreğimiz kaldırmıyor yeni nazları.

Aşık usanmış

Devin sarayındaki siyah uzun örgülü saçlının nazlarından

Perde icad etmekte anlaşmış

Devle

Sevgilisinin önüne

……

isterse

ben zaten en çok kendimi sevdim.

İstesem yıldız kızlarına da selam veririm

Huriler  zaten bana dünden hasta

Gelgel bitmeyen yollara neden vuracağım kendimi ki,

Işık da benim aşk da aşık da

Devin sarayındaki simsiyah uzun örgülü saçlı  dilber.

İstediğin  kadar nazlan.

……..

dönüş

hayat meşgalesinden kendini görecek vakti olmayan kullar.

Masumane, saf

İbadet edasında çalışırken çocuk çoluk maişetine,

Nereden bileceklerdi ki

Devin sarayındaki siyah uzun örgülü saçlı dilberi.

Onlar kendilerine doğru da gitmediler hiç

İçleri zaten hemen yanıbaşlarındaydı.

……..

mutlu son

yolun hoyratlığının azmanlaştırdığı,

devin sarayını sisler arasında görmenin tecrübesi

kurtların uluduğu dağlarda aç susuz yatmışlığımız.

En tepe noktasına yerleştirdi bizi

Saf temiz ve mutlu bi haber insanların.

Kendi iç burukluğumuz

Acılarımız

Süzgünlüğümüz

Karşılıksızlığımızın içimizi delen gönül ağrısı

Ve devin sarayındaki kır çiçeğinin yüzümüze bile bakmamasının

Verdiği mecnunluk

Bide geri dönmenin yürek yangsısı..

…………….

Şimdi heryerde  bizim hikayemiz söylenir.

Avcı hikayelerine dönen yavanlığında

Kimimiz selmayı ararken yittik

Kimimiz leylaya telef

Kimimiz

Dağı yardık şirin adına

Adsızlarımız i en çok bilinenlerin isimleriyle süsledi

Şiirlerini sevda adına

Bir ur gibi büyür içimizdeki dert

Kimimiz başka güzellerde aradık

Kimimiz

Vurduk yalnızlığımıza

Hergece hayalleri kucakladık yataklarımızda..

Kimimiz ha huya verdik.

 Kimimiz hasret şarkılarını yaktık cıgaralarımızda

Kimimiz.

Yeni sevgilileri öptük dudaklarından

Avunmadık

Tad  aldık kimilerimiz…

Zaten bilmiyorduk devin sarayındaki siyah uzun örgülü saçlı kır çiçeğinin dudak tadını..

………

Savaştan dönen

Yorgun şövalyelerdik.

Katıraslanı  ararken kaybolan avcılar gibi.

Arazide kaybolup gittik…….

Yayınlandı:  on at 1:03 pm Yorumlar (3)

huysuzum

iyidir huyum sevilmem gayrı

susmam sus ile,dur ile durmam

kediyi severim köpekten korkmam

tırsmam aslanın kükremesiyle

 

elmayı dişlerim kabuğu soymam

soruyu sorarım bilgeye  doymam

koyarım adam yerine koyanı

beni saymayanı adamdan saymam

çerağı yakarım gayza su dökerim

sıfatım insandır insanca bakarım

sözümü söylerim,dostu tutarım

hıyaneti sevmem orda biterim.

m.ö

Yayınlandı:  on Mart 26, 2009 at 4:55 pm Yorum Yapın

şövalye

sabah ışıkları  vuruken dağa

döner mi şövalye yorgun ve sessiz,

sürürken ayakların uyuz toprağa

hem kendi yok hem de kimsesiz

döner mi şövalye

yorgun ve sessiz

kimsesiz

Yayınlandı:  on Mart 25, 2009 at 11:28 am Yorum Yapın