zaten anlayamayacaktı anlamak isteseydi de,
milyarların anladığı yunusu.. ama
ona karşı anlayışlı olabilirdi…
evet bu elindeydi…
en büyük hakikatleri bile anlamak mümkün değil ilk zamanlar…
ama anlayışlı davranmak anlamaya da kapı açıyor…
yoksa
istese
yunus
zaten mollanın ciğerine de bağırır..
asırlar öncesinden…
istediği sadece azcık anlayışlılık…
molla kasım
VE O GELDİ…
“Ve Allah’ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır. Gölgesi başınızın üstüne geldi.
Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!
Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta!
Yazıklar olsun O’na isyan ve muhalefet edecek bedbahta! “
Kuss b.Saide
“Keşke senin nübüvvet zamanında genç olabilseydim. Keşke kavminin, seni yurdundan çıkaracağı zamana kadar yaşayabilseydim.” Rasulullah sordu: “Onlar beni buradan kovacaklar mı?” Varaka: “Evet, senin getirdiğini getiren bir şahsa insanların düşman olmadığı bir zaman yoktur. Eğer senin döneminde yaşarsam bütün gücümle sana yardım ederim.”
Varaka b. Nevfel
“O söylediyse doğrudur.”
Hz. Ebu Bekir (r.a)
“Kim anasını evlatsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin”
Hz. Ömer (r.a)
20 NİSAN 571…………………………………20 NİSAN 2009
ne anlamı vardı aşklarımızın,
yorulmalarımızın,
dövüşmelerimizin, barışmalarımızın.
gülüşmelerimizin.
ne anlamı vardı
hayatımızın ve ölmelerimizin,
sen gelmeseydin,
pisi pisine, gitmişdik…
yazık olmuştu bize
sen gelmeseydin.
sen gelmeseydin,
ölünce harbiden ziyan olmuş,
gerçekten ölmüştük…
sen iyiki doğdun.
bak gülebiliyoruz,
eğlenebiliyoruz
sevebiliyoruz
seviliyoruz.
iyi ki doğdun
seviniyoruz….
iyi ki doğdun
EY HAZRETİ MUHAMMED
EY SEYYİDEL MÜRSELİN
EY RASULALLAH.. ALEYHİSSALATU VESSELAM…
sen gelmeseydin bütün güzeller çirkin, bütün çirkinler güzel sayılacaktı…
işte o zaman sevmeyenler kazanacaktı…
sensin sevenlerin gönül kazancı.
senin aşkına bağladık bütün güzellikleri,
artık gül sevinçli,bülbülün ötüşü anlamlı.
ferhat boşa yorulmuyor,
yunus avare gezmiyor
mevlana boşa çağırmıyor,
buyurdun ya ;
“Ey Fâtıma! Ağlama, zira Cenab-ı Hak senin babanı öyle bir dava için görevlendirmiştir ki, yeryüzünde ne kadar ev varsa o dava yüzünden ya aziz olacaktır veya zelil olacaktır. O dava her eve girecektir”..
iyi ki doğdun
iyi ki geldin
hoşgeldin
efendimiz, hoşgeldin…
nazar ber kadem

Aldırmadık
boyumuzun kısalığına
İçimiz ürperse de
Çekmedik geriye adımlarımızı,
Bir adım önümüzde olmaktı sadece istediğmiz
Sadece kendimizi ,boysuzluğumuz
Geçebilmekti aradığımız
Adımlarımız vadiye düştüğünde,
Tek hayalimiz devin sarayındaki
Simsiyah örgülü saçlarıyla
Kurtarılmayı bekleyen,sevilmeye hasret
Bir kır çiçeğini,
Layık olduğu yere
Tam göğsümüzün orta yerine dikmekti.
Ona bakacaktık sabahın akşamın
Koklayacaktık
Sulayan gözyaşlarımız içimizde onu büyütecekti.
O biz olacaktık,
O bizim
Herkesin içinde
Yalnız onunla koklaşacaktık.
Kimse bilmeden
En ücralarda onu arayacak ona şarkılar söyleyecektik.
Bakarken anlamsız yüzlere.
Onu giydirecektik sevdiklerimize
Sarmadan onu saracaktık sarılmadan onu.
Sadece kendimize bilmekti
Aramaya çıktığımız
Siyah saçlarıyla bizi bekleyen devin sarayındaki esir çiçek.
Devin azgınlığı yolun suskunluğu cazibesizliği mi cezp etti bizi ki
Dışa açılan pencerelerin
Cazibesi tantanası hohohahası mıydı iten bizi
Bir hayal azdırdı ki bizi
Sustuğunda içimize sızan
Konuştuğunda akan şırıl şırıl.
Ne ararsak onu aradık
Hep içimizde
Kendmizi bulmaktı
Biz aşıklarıydık müzmince
Kendilerimizin
Başka sevgililer avuntulardı
Aralarda.
Yükümlülüklerdi
Kendimize yük değildik sadece
Bir şey de istemiyorduk kendimizden
En iyi bizle anlaşıyorduk
En çok sevdiğimiz bizdik.
Hiç sormadık
Devin sarayında kurtarılmayı bekleyen sevgiliye layık mıyız diye
Bizi neden sevmesindi ki o bizi beklemiyor muydu milyonlarca yıldır
Atılıverecekti görüverince, tokmağı adam başı kadar, 40 arşınlık kapıdan dalı verince
Neden atılmasındı biz çok sevgiliydik ya
Hiç sormadık fikrini
Devin sarayında kurtarılmayı bekleyen sevgiliye
bizi sever mi diye
………………..
yorgunuz.
Aldığımız yolun azlığı
Elegeçenin
Hoyratlığı, sessizliği,
Uğruna onca katlandığımız yorgunluğa rağmen
Umursamazlığından
Bıkkınız.
Tekrar yola çıkamayacak kadar.
Yüreğimiz kaldırmıyor yeni nazları.
Aşık usanmış
Devin sarayındaki siyah uzun örgülü saçlının nazlarından
Perde icad etmekte anlaşmış
Devle
Sevgilisinin önüne
……
isterse
ben zaten en çok kendimi sevdim.
İstesem yıldız kızlarına da selam veririm
Huriler zaten bana dünden hasta
Gelgel bitmeyen yollara neden vuracağım kendimi ki,
Işık da benim aşk da aşık da
Devin sarayındaki simsiyah uzun örgülü saçlı dilber.
İstediğin kadar nazlan.
……..
dönüş
hayat meşgalesinden kendini görecek vakti olmayan kullar.
Masumane, saf
İbadet edasında çalışırken çocuk çoluk maişetine,
Nereden bileceklerdi ki
Devin sarayındaki siyah uzun örgülü saçlı dilberi.
Onlar kendilerine doğru da gitmediler hiç
İçleri zaten hemen yanıbaşlarındaydı.
……..
mutlu son
yolun hoyratlığının azmanlaştırdığı,
devin sarayını sisler arasında görmenin tecrübesi
kurtların uluduğu dağlarda aç susuz yatmışlığımız.
En tepe noktasına yerleştirdi bizi
Saf temiz ve mutlu bi haber insanların.
Kendi iç burukluğumuz
Acılarımız
Süzgünlüğümüz
Karşılıksızlığımızın içimizi delen gönül ağrısı
Ve devin sarayındaki kır çiçeğinin yüzümüze bile bakmamasının
Verdiği mecnunluk
Bide geri dönmenin yürek yangsısı..
…………….
Şimdi heryerde bizim hikayemiz söylenir.
Avcı hikayelerine dönen yavanlığında
Kimimiz selmayı ararken yittik
Kimimiz leylaya telef
Kimimiz
Dağı yardık şirin adına
Adsızlarımız i en çok bilinenlerin isimleriyle süsledi
Şiirlerini sevda adına
Bir ur gibi büyür içimizdeki dert
Kimimiz başka güzellerde aradık
Kimimiz
Vurduk yalnızlığımıza
Hergece hayalleri kucakladık yataklarımızda..
Kimimiz ha huya verdik.
Kimimiz hasret şarkılarını yaktık cıgaralarımızda
Kimimiz.
Yeni sevgilileri öptük dudaklarından
Avunmadık
Tad aldık kimilerimiz…
Zaten bilmiyorduk devin sarayındaki siyah uzun örgülü saçlı kır çiçeğinin dudak tadını..
………
Savaştan dönen
Yorgun şövalyelerdik.
Katıraslanı ararken kaybolan avcılar gibi.
Arazide kaybolup gittik…….

