her insanın yüreğini ayakta tutan,kendini,hayallerini,geleceğini bağladığı,sevdiği ve değer verdiği bir hazinesi vardır.
onu en derinde saklar.
bazen sahip olmadığı bir şey yada kişinin sevgisi de olabilir.
bazen bizzat avucuna alabildiğidir.
bütün hareketlerinin hem çıkış noktasında hem dönüş noktasında o vardır.
o gerçek bir hazinedir kişi için.yanlışlığı,tutarsızlığı yada hayaliliği önemli değildir. o can veriyordur.önemli olan yeri burasıdır.
bazen bir aşk,bazen bir sevgi,bazen bir arkadaş,bazen bir hayal,
bazen hepsi…
işte bir topacın döndüğü ipin kopmasıdır hayatı böyle başıboş kılan.
böyle anlamsız saman tadına çeviren.
hazine kaçırılmıştır,anlamını da yitirmiş olabilir elde de olsa…
sevgi ile bağlanılan şeydir aslında hayatın anlamı..
onun için yaşarsınız,ölürsünüz,gidersiniz, gelirsiniz,alırsınız yaparsınız,onun içindir…
dualarınız,Allah’a onun içindir, yalvarırsınız.kendinize isteseniz de aslında onun için, yanında kalmak içindir hayatınıza verdiğiniz önem…
bu belki değmeyen bir şey içindir ama öyledir…
hedefi kısa tuttuğunuzda hemen ele geçiriverdiğinizde,yada elinizdeki değersizleştiğinde biter aşkınıza can veren hazine…
onun içindir, ulaşılmaz olanın aşıkları asla hayata sırt dönmezler.
çektikleri her acı tad bırakır gönüllerine.
onlar öyle bir sevdadırlar ki yakınlaştıkça artar,uzaklaştıkça yakar..
….
sevgiyi küllendirmemek lazım ki o sevdiğinizden çok size lazım aslında…
bir çiçeğin anlamı aslında içinizdedir.
hayata gülümsemeniz,sevmeniz de içinizdedir…içinizdekidir.
içinizde var olan her sevgi bir katsayıdır,tutunmanızla çarpılan hayata…
çok olması çokluk olması daha bir çözülmez, daha bir
daha bir kopmaz denkleme döndürür..
aslında bir şeyi atlıyoruz burada,
size verilen değer.başka gönüllerdeki aksinizdir.
başka gönüllerin size duyduğu sıcaklık…
hayatınızı ışıtan şeyin anlamsızlaştığı yerde, sizi yeni bir merkeze bağlayan bağdır.. sizi alıp götürendir çıkmazlarınızdan..
sizin gönlünüzden yansıyan sevginin tekrar sizi tutmasıdır.kıyılarınızda..
hayat fani olunca yaşanan,
duygular devrilip durur,
her şey gibi biter gözlerinizde,
aşkınız sevdanız,
en çok ta kavuşuverince,
ele geçeni kıymetsizleştiriverirsiniz,
içinizin dipsizliğinde…
yeni şeyleri yok etmek
yeni sevdaları bitirmek için
acımasızca gezdirirsiniz gözlerinizi…
siz aslında aynaya bakarsınız
ikide bir,
benden daha güzel var mı diye,
aslında siz bir cadısınız,
en yukarda
aslında siz
sevdanızı bitiren,
içinizi öldüren,
sevdiklerinizi
anlamsızlaştıran bir cadısınız..
geldiğiniz yere dönmedikçe, doyumsuzluğunuz bıkmışlığınız yada hırsınız bitmeyecek…
siz aslında her tele bez asansınız,
aslında yüce olan gönlünüzün en yüce yerinde
kıytırık bez parçaları asılı
geçici solgun ve sırıtık…
…..
yerdekilerden güzel bir hazine çıkartamadıysanız
göklerin size yapabileceği ne var ki…
hazinenize sahip çıkın…
o sizin…
o sizin hayatınız,
o sizin hayatınızı ayakta tutan,
o sizsiniz…
yitirdiğinizde sizi bitirenin ne olduğunu düşündünüz mü?
Hayatınızın sönükleştiğini fark ettiğinizde,
Etrafınızı yeniden yapılandırın.yeniden anlamlandırın.
Hazine sandığınızı en çok kendinizden koruyun…
Zira onu en çok siz harcıyorsunuz.
Ve harcadığınız da sizsiniz aslında…
bunu nasıl okumamışım?
belki başlığı eskiden habire rüyalarıma cadı kılığında giren varlığı hatırlattığı için mi bilmem..
“işte bir topacın döndüğü ipin kopmasıdır hayatı böyle başıboş kılan.böyle anlamsız saman tadına çeviren.
hazine kaçırılmıştır,anlamını da yitirmiş olabilir elde de olsa…”
şu satırları okuyunca bunun bi iyi kalpli kıza yapılmış cadı büyüsünden farksız olduğunu düşündüm.. bozulması için gerekli formül tee kaf dağının ardında..ama bak sen cadı benmişim meğer
cadıdan özür dileyeceez
hakkını yemişler.
“aslında ben çirkin değildim,aynaya bakan içindeki en çirkini gördü bende” diyor..
iyi kalpli kıza yapılan büyüyü bozmak için,tee kafdağının ardından getirdim bu kurbağa bacaklı cadı çorbasını
işte ondan yutması zor biraz.
kertenkele kafasıyla kurbağa bacağı bi erise kolay olcek
kurbağayı öpmicek miydik büyü bozulsun diye niye bacağını kopardın :p
hazine sandığını en çok kendinizden koruyun diyosun ya,
onun için hazine sandığını kilitli tutuyorum ben..bu da bi sahip çıkma yöntemi..dokunamıyosun, ilişemiyosun hazineye mahrum kalıyosun ama harcayıp kirletmiyosun hiç dğilse..
kurbağayı kurtardım.
küflenmesin orada.
kendinden koru
bize harca
“Hazine sandığı” deyince,rahmetli annemin eskiden
cevizden, oymalı bir çeyiz sandığı vardı,yılların
hatıralarını gözü gibi saklardı…
Senede bir gün çeyizler nakışlar vs dökülür,sandık
lekeleri, iyice döve döve çitilenir,arınmazsa bir suya daha vurulur, adam edilirdi
Lakin bu kadar işlem sonucunda tabii olarak o hazine
asla eski orjinalliğine dönemez,yıpranır,çekilirdi…
Sonra nakışlar yine sandığa mahkum edilir,sandığın kapısı yüzüne kapanır,orda kendi kaderine
terkedilirdi…
Derim ki; Acaba hazinelerimizi, sabra dayanıklılık testine tabi tutmadan,adam etmeye çalışmadan veya umudu kesip bir yerde kitli tutmadan,olduğu gibi kabullenip koruyabilir miyiz?
Zira senin tabirinle “kendimizden koruyalım” derken
kendimiz yıpratmış mı oluruz ne?
bilmem…
sandığı açıp ortaya saçsan da içeri atıp kapatsan da eskiyor demekki…
anlam nere giderse gitsin biz dostları eskitmeye devam ediyoruz..