Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

yazar

Yalnızlık olmadan yazarlık olmaz, diyor yazar.

yazdıklarımı okumayalı çok zaman olmuş, yanlızlık olmadan okur da olunmuyormuş.

                               ***

neden yazıyorsun, sorusuna verilen cevaplardan birisi de “kendim için” olmuş, kendi içimde gizlenenleri ortaya çıkartmak için.

 okumayalı  çok zaman olmuş yazılarımı, okuduğumda bu kadar zaman sonra; içimden dökülenlere şaşırdım.

ilk gördğümde ben mi yazmışım, dediğim cümlelerin hayretinde kaldım, meğer bende nekadar izleri varmış.

                              ***

derununda saklanılan kırıntıların rengini ancak yazı belirlyor.

                              ***

 

uzlete çekilemeyişi insanların ne kadar büyük kayıp,

insan uzlete çekilse de oradan içine süzülenleri kayda geçiremeyişi daha büyük  kayıp.

ulaştığı yakaladığı gizem damlaları dimağında doğmadan ölen cenin gibi…

                             ***

 acaba saidi nursi gibi kaç adam gelmiştir,

dilini  gönlüne gelen ilhama verip,ardı sıra inciler döken.

dilini gönlüne gelen ilhama vermeyip, hazineleri gizli kılan kaç saidi nursi kuvvetinde adam gelmiştir dünyaya acep.

söylediğinde kayıt eden kişilerin varlığıdır belki  bir çok alimin sesini dünyaya duyuran.

                           ***

şimdilerde içinin sığlığında hazine aranılan,

gizleye saptıra satırlara döktükleriyle hayat şekillendiren nice abdurrahman çelebi,

gerçek düşünürler söz söyleyene kadar keçi olduklarını gizleyecekler malesef…

 

kuyu

400.000 yıl öncesine ait bir insan kalıntısı ne anlatır size…

yada 200.000 yıl öncesine ait insan yaşamının olduğu…

beni dipsiz bir kuyuya düşürür.
beynim otomatik tamamlamayla
sonrasına da 400.000 yıl koydu ve beni iptal etti…
islami kaynaklarda en fazla 7.000 yıllık bir yaşam içimi rahatlatıyordu.
bu makulde geliyordu bana…
ama 00.000 lı yıllar ezdi içimi.

dibi doruğu olmayan bu dünyanın işçinde yada yüzünde bu kadar yıl durmak zorunda olmak bana hapis gibi geliyor. dipsizlikte kayıp olmak korkutuyor beni.
mahşer yerini özler oldum.

kayıp olmak istemiyorum
onca riskine rağmen ayağımın mahşer meydanında yere basması daha güzel…

başıboş yazılar…

fedai

***

MAVİ MARMARA

çanakkale sırtlarından emdiğin sular helal olsun

***

insanlığın ahır zamanına direnen yiğit

****

mavi marmara

silahsızlığın, masumiyetin gücünü gösteren şehit,

***

mavi marmara

içimde bir ukdesin,uhdesin artık sen,

kıvrılıyorsun akıp gidyorsun insana yakışan gururla onurla.

yiğitlerinin ölmediğini, sularında yaşadığını

gösteren ışık

***

mavi marmara

iki boğazın birleştiği yerden

adam ruhlarını toplayarak akıyorsun insalığa

mavi marmara

***

marmaradan geçerken kaç bin nefer yüreği doldurdun

poyraza direnen göğsune.

silahları aciz bırakan yiğitlerine selam.

***

çelik zırhlı tek dişi kanlı canavar.

iman dolu serhaddine tosluyor.

***

sen şimdi sessiz bir devrimin, deniz feneri

yaktığın ışığın şuası nereye varır gör.

****

şehidlerimize arslanlarımıza,

insan kadar masum, insan kadar erkek şehidlerimize

ve gazilerimize hürmetle eğiliyorum.

***

allah razı olsun.

SIR…

insanın kendisine söylemediği sır olur mu?

garip bir şey, ama var…

neyse, bir zamandır konakladığım mekanım değişiyor galiba.
dün gibi diyeceğim duvarda kalan sevdayı yazdığım gün,geldiğim yerleştiğim zaman, ama değil.

dün gibi olması mümkün mü?
üç beş beyazla getirdiğim saçlarimın beyazları artık belirgineşti,
her hasretin ardından gidememek gidebilsekte beş saat yol gidip iki gün sonra geri dönmek…
ikiye bölünen kalbim kendimi de sevdiklerimi de ısmarlamadan uyuyamadı bir gece.
duvardaki çivi de dahil asmadım paltomu.

katladım koydum dün…

ağır ağır toplanıyorum,
eğer allah kısmet ederse çivi artık yeni konuklarla konuşacak burada,
anlaşılır anlaşılmaz ayrı mesele…
çivinin bağırmasına aldırmadan
delik deşik te edebilir duvarları yeni yolcu,

bir rüya gördüm dün gece,
daha önce gördüğüm inşaat halindeki yol ve köprü çalışmaları sona ermiş,
metal bir köprü inşa edilmişti. koşarak düz kısmını geçtim ve eğimli yerinde oturp kayarak indim :) .
hoooop yeni memleket…….

***

sevmek güzel şey
sevilmek,
sevgi güzel şey.

bir gönlün bulut gibi senin üzerinde dolaşması,
sana titremesi güzel şey.

***
vefalı olmak,
alternatileri görmemektir.
vefalı olmak mükemmel bir sevgi ile bağlanmak değil,sevginin yekününün bir faniye yoğunlaşamayacağının farkında olarak,bir yönünün ukbaya dönük durmasını, kamil bir imanla göklere bağlıyken yerdeki sevdiklerinin senden asla şüphe duymadan bütün gönlünün onların olduğunu bilmesidir.
kandırmaca mıdır. asla
gülü çok sevip koklamak gülün kokusunun hatırlattıklarından değil mi.

gülsüz cennet tasavvuru mümkün değil,

aşık gönüllerin kokladıkları gülleri toplayıp cennete sürmeleridir onun sebebi.

belki de cennetteki güllerdir aşıkları buralardan toplayıp götüren…

kimbilir…

***
sevgi niyazdır aslında,

sevdiğimi sev rabbim demektir.

yada sevdiğini sevdir.
ama en çok sevdiğimi sev.

çünkü sevdim ya kopartma demek.
gülüm gönlümün avuçlarında dursun.
sen koksun,
onu kokladıkça bilmese de,
seni koklayayım.
o sen koksun.

***
aşk bir hastalık,
doğduğumda yakalanmış doğdum bu hastalığa.
aslında o bendeydi hep,
onu bir o güle kondurdum,
bir o güzele,
bir o saza bir bu saza…
zaten onu kaybetmeden ölmek gerek,
aşk büyür mü?
sanmam.

bütün olarak doğuyor içimizde bizimle.
o bizimle geliyor.
galiba onu biz parçalara ayırıyoruz.
biraz oraya biraz ona.

annneeeeeeeee
diye ağlayan bir bebekteki aşk sevgi küskünlük beklenti, hepsi annede toplanıyor, bilmiyorum belkide fakındadır herşeyi veremeyeceğinin ama ona tevdi ediyor aşkını ilk.
sonraları annenin diğer uğraş ve ilgilerini farkedince ağır ağır küsüyor ona.
uzaklaşıyor içi.

***
yolcu olduğunu bilmeli insan.
gönlünün bağırtısını susturmaya çalışsa da aburcuburlarla,
onun susmasının bu alemde mümkün olmadığını bilmeli,
iki dakka sonra neden yeniden acıktığını anlamalı…

susması mümkün değil gönül açlığının bu alemde,
yani bu aleme mahsus şeylerle en azından…

asıl sevgiyi koyanı güdülüyor aşkımız içimizde.
ona buna meylimiz olsa da,
onda aradıklarımız hep iyi şeyler,
güzellikler tatlılıklar
aslında tanımladığı tek yön var bu istemelerin…

biz onun aleme serpiştirdiklerini topluyoruz gönüllerimizle…

gözlerimiz güzellik arıyor bir radar gibi,
burnumuz hoş kokular peşinde,
kulaklarımız güzel iç okşayıcı seslere dönük,

dilimiz bir tadın peşinde hep.

bütün azalarımızla biz parça parça bir bütün olarak bir sevdanın peşindeyiz hep değil mi.

işte bu sevdadır aşık gönüllerin ortasını kavuran,ciğerlerini tarumar gözlerini yaşlı koyan…

bu sevda burada var olmadı,

burada kalmasın.

duvarda kalmasın diye çivi çakmamalı,

***

bence insanın kendisine söylemediği bir sır yok,

bir sürü sırlar var…

bu da onlardan sadece biri.

ama hepsinin içinde saklandığı asıl sır.
:)

öylece

Sen yokken ben,

kılıcıma öylece
yaslı,

yaslı gecelerce bekledim
kıpırdamadan.

Kıpırdamadan koyduğun yerde,
gözlerimi kırpmadan
öylece bekledim
sen yokken ben, öylece yaslı.

Kıpırdamadan öylece, parmak ucunun hayali gözlerimde
işaret ucun, gez göz arpacığında

sen yokken yaslı öylece.

Isırmalarına aldırmadan,
itiklemelerine,
tepmelerine aldırmadan öylece yaslı.

***

Ölü gibi ol dedin ya
sanki bir asır ölü taklidi yaptım.
Sen yokken öylece yaslı
kıpırdamadan
ölü gibi

dürtmelere aldırmadan.

Sen kalk diyene kadar.
Ya da kovana kadar kapından
kıpırdamadan
bir parmak ucu hayaliylen
beyaz bır tırnak ucun
ufkumu işaretlediğinde

gözüm arpacığında artık hayatın
kıpırdamadan..
öylece yaslı
kılıcıma
öylece yaslı.
Sen yokken.
Kıpırdamadan…
bacaklarım ısırık doldu
göz yaşlarımı bile sakladım

acımadı.
Acısa ne olacak ki
sen yokken.
Sen görmeden ne değeri var,

göz yaşının ….

o da şövalye

insanın

takdir edilmesi için ölmesi gerekmiyorsa,

o bir şovalye.

ilginç bir şeyi farketmeme sebeb oldu, kendisini idare ettiğimi çaktırmadığım bir çocuğun yüzümü tırmalaması…

bu boyutu, kızdığımda yumrukladığım bir duvar olarak kullanıyormuşum.
burayı tıklama sayım silahlarımı kullanamadığımda ama kullanmam gerektiğine inandığımda artıyor…

dönüşüm lazım.
gülerken de gelmeliyim bence

adi şerefsiz

hayat, eğer sen teoriden ibaret olsaydın, elbette ben seni dilimle eğip bükebilecek ve istediğim kıvama getirecektim.

ben seninle uğraşmayacaktım ;sen benim eğip bükmelerime dayanamayıp avcumda kuş gibi pırpır edecekti kalbin.
hep korkacaktın acaba benim hangi versiyonum var şimdi aklında diye…..

ama heyhat..
sen çok gaddarsın..
ben hayalimde seni ne kadar eğip büksem de sen beni gerçekten eğip büküyorsun….
bana indirdiğin en ağır darbe, benim bilgece ortaya koyduğum çıkarımlarımın anlamsızca üzerime yapışmasından başka ne ki…

hayat acısın biliyor musun..
acı ve adi…
başkaları için biçtiğim kaftanı bana kefen edip duruyorsun hep…
yamadığım yön verdiğim onlar olacakken kucağımda bir ucube gibi şimdi şekillendirmelerim…

hayat adisin…
akıl vermelerim bilgeliklerim herçizdiğim fotoğrafın fotomodeli yaptın beni….

her dağdan aradığım bilge sokuşturmaları yalandan başka neki…
kendine melhem olamayanların bana uyguladıkları babası belirsiz fikirlerin.acaib çocuğu oldu ruhum…

şimdi asıl fikir babam olacaklarda bana bakmazken..

kussam nereye kusarım istiframı…

içimde kalsalar nasıl yaşarım….

hayat.
adisin..

ayna gibi suratın var.
şerefsizsin.
yankılanıp duran sesimin ardındaki kuvveti gücü dermanı sen çaldın…
şimdi fersiz.
bilge olan ben
taaaa başa dönüp yeniden.

yıkılıyorum kucaklarına akıl öğrettiklerimin…

bana su verin…
bana su verin…
içtiğim sular kusturmuyor..
kandırmıyor.
yangınımı söndürmüyor…

bana su verinnn……

not: çok bilen bilge bozuntularının hayatlarının tam orta yerine bağırarak ithaf olunuyor…

bir kerecik allah diyemeyenlerin, boynu bükük, içi yanık sofilere.
teoloji parçalamarının sonucu görülmştür.
hüküm yukarıda….

:)

iki büklüm

bir çökük hayatın ortasındayım.
Ne yana baksam merkezde başım.
Elimi elimden bir kurtarsaydım
uçar hür olurdun elbette kuşum…
yokuşum çıkılmaz düzüm ayarsız,
depremim fısıltı, aşkım duyarsız.
Uzakta ahıma damlar gözlerin…
benim gayretretlerim yarsız hayırsız.

Verdim canımı üç yar uğruna,
üç canımın üçü de gitti yoluna
şimdilerde kalbimi aldım elime.
Her yerinde sitemvar her yanında ah
kurumuş içimin poyrazında ah
bırak yüreğim gözlerinde ağlasın
güneşe senle baksın artık her sabah..
…………………..

düşmüşüm esirim,
esirin olsam gam yemem lakin
yanıbaşın yanıma ne kadar uzak..

artık acıtıyor,kıvrandırıyor..
bıktırıyor bana kurduğun tuzak..

sana ram olmuşum sana hasretim.

Sevgi dediğin şey yoksa esaretim mi,
beni burda köle eden cesaretim mi,
can ırağa düştüm duy artık beni..
yanı başında bir yere koy artık beni.
Bak ellerime bak ellerime
…..
..,………..

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.